22 Ağustos 2014 Cuma

DEMOKRASİYİ SİNDİRMEK

         
Demokrasi

Yönetim şekli, demokrasi mi olsun diktatörlük mü diye sorulsa koro halinde elbette "demokrasi olsun" diyeceğiz. Halkın kendi kendini yönetmesinin en ideal yönetim biçimi olduğunu çocukken öğrendik. Öğrendik de, uyguladık mı diye sorulsa bu sefer de aynı koro üzüntü içinde hayır diyecek, hemen içinde olduğu, bildiği haksızlıkları anlatmaya başlayacak. Ben de demokrasiyi hak etmediğimizi düşünüyorum çoğu kez, Hep bildiğimiz, konuştuğumuz şeyler aslında!

21 Ağustos 2014 Perşembe

ZAMAN EKONOMİSİ

Zamanı Doğru Kullanabilmek

Zaman, bir işi yapmaya ayrılmış süre veya ölçülebilen dönem olarak tanımlanıyor.  Eski çağlarda Çinli bir düşünüre, “tren adında bir ulaşım aracı bulunmuş, otuz günlük yolu üç günde gidebilecekmişiz”  haberini müjdelemişler. O ise pek sevinememiş bu habere; “Peki, kalan yirmi yedi günde ne yapacağız” diyerek endişesini aktarmış. Süre bol, yapacak iş azmış çünkü! (Boş kalmanın tehlikesine dikkat çekmek istemiş olmalı...)


3 Haziran 2014 Salı

ARINABİLMEK

#Soma faciası
SOMA

Soma felaketi ile yitirilen canlar ve ardından öğrendiğimiz skandallar, yağışlar nedeni ile taşan caddeler, çalınan oylar, suçsuz yere ölen, yaralanan insanlar, terör, trafik ve sadece lafta kalan söylemler! Dinlemekten, öğrenmekten ve tepki vermekten hepimiz bezdik aslında! Manşetler sürekli yapılan  yanlışları,  ihmali, hukuksuzluğu haber veriyor. Okuyoruz, ardından da elimizdeki iletişim kaynaklarına sarılıp başlıyoruz birilerine yağdırmaya.

Sosyal medya, arkadaş sohbetleri ve toplumsal etkinliklerde izlediğim, dinlediğim herkes mevcut düzenden yakınıyor, olumsuzlukları eleştiriyor ve neredeyse kahroluyor. Nedense sorunlar çözülmüyor tam tersi çığ gibi büyümeye devam ediyor. Sanki konuşanlar hep haklı, doğru da, sesi duyulmayanlar suçlu sadece. Oysa esas sorunların nedeni, içimizde, hatta yanı başımızda belki. Eleştirdiğimiz düzeni severek, isteyerek biz oluşturmuş, göz yummuş değil miyiz? Çevrenize bakın, kural ihlali yapan (işini bilen), kanun çiğneyen, konu kendisine gelince yanlışı normalleştiren bireylerden fazlaca göreceksiniz. Bazılarını alkışlıyoruz bile, kanıksadık artık, her şey normal geliyor. Oysa yaşadığımız erozyonu boş verdiğimiz, bana ne dediğimiz küçük görüntüler oluşturdu. Düşmanların suçu yok biz dağıldık.

30 Nisan 2014 Çarşamba

PARİS NOTLARI



(son güncelleme 26.12.2019 
bu yazının üzerine, Paris'e  iki kez daha gittim. Yeni lezzet durakları için eklemeler yaptım)

Bu yazımda Paris gezimizden bazı notlar aktaracağım. Aslında tatil programlarının ayrıntıları ile sosyal medyada yayınlanmasına sıcak bakmayan gruptayım. Bir yandan özel yaşamın sakınılması gerektiğine bir yandan da tatillerin farklı amaçlarla yapılıyor olmasına dikkat edip genelde yolculuklarımı yüksek sesle konuşmuyorum. Her tatilin bütçesi, beklentileri ve kişinin yaşamdaki öncelikleri çok değişkendir. Bir insana nefis gelen bir yemek tarifi, konaklama şekli ya da görülmesi mutlaka gereklidir diye önerilen yer, diğerine cazip gelmeyebilir.  

Yolculukları paylaşmak istemiyorum, sebebi gündemi boş yere meşgul etmeye veya yanıltmış olmaya çekinmekten kaynaklanan bir hassasiyet olabilir. Ancak, son yolculuğumda Paris ile ilgili yayınlanan notlardan çokça faydalandım ve bilgi paylaşmayı sorumluluk olarak algıladım. Zamanı doğru kullanmak adına o kadar kazanımım oldu ki ben de Paris’i ziyaret etmeyi planlayanlara iletmek üzere bazı deneyimlerimi yazmaya karar verdim.

28 Nisan 2014 Pazartesi

KADIN ALDATTIĞINDA

ALDATMA SERİSİNDE SON DURAK

İkinci Kadın’a güç katıp, kendini zayıflatan erkekler; aldatılmayı hak eden kadınlar derken şimdi de aldatılan erkekler diyerek _sakıncalı sularda yüzüp_ “Kadın Aldattığında”  başlığı ile yeni bir yazı ekledim.

Ülkemiz genelinde, özellikle Doğu bölgesine yayılan toplum yapısında erkeklerin evlilik dışı ilişkilerinin olması olağandır. Hatta aldatmak çoğu evde, erkekliğin şanındandır denilecek kadar rutin bir olay haline gelmiştir; haber değeri yoktur kısacası. Erkekler de kadının aldatılan ve mağdur rolde olmasını benimsemiştir. Kendisinin yaptığını eniştesi de damadı da yapabilir mantığı,  kuşaklar boyu yazılı olmayan kurallar arasında  kabul edilmiş, kadınlar cephesine hiç bakılmamıştır.

Erkeğin cinsel arayışları kadın için geçerli olamaz kabulü artık yıkılıyor, günümüzde kadınlar da erkekler kadar rahatça aldatıyor. Üstelik durum, birkaç istisna örnek olmaktan çıkmış haldedir…  (Yayınlanmış istatistiklerden,  eşini aldatan kadınlar ile ilgili şaşırtıcı oranları -muhafazakar bir toplum olduğumuz halde- öğrenebilirsiniz.) Kadının aldatması, hem kentlerde hem de kırsalda yaşanabildiğine göre eğitim düzeyi ya da kültür birikimi ile bağlantılı değildir. Çok tutucu ailelerde dahi kadınların da korkusuzca ikinci hatta üçüncü ilişkiyi yaşadığı biliniyor. Erkekler gibi bir tür gereksinim ya da doğal hak olarak görüyor olabilirler!