Sorunlarla uyandığımız, güne endişe
içinde başladığımız bir dönemdeyiz. Geri kalmışlığın tüm belirtileri içinde kaygılarımız
giderek artıyor. Oysa gelişmiş ülkelerde sağlık, eğitim, hukuk ve kentleşme
niteliği gibi konularda güven bunalımı yaşanmıyor. Devlet kurumu uygar kurumlarda, bireylerin yaşam
kalitesini korumakla bizzat sorumlu iken ülkemizde maalesef temel haklar bile yok sayılıyor.
Devamında da hemen her sektörde kaotik düzen kurulmuş durumda. Şiddete eğilim, akıldışılık,
yolsuzluk, işsizlik gibi sorunların kapladığı bu dönemi nasıl aşacağız
sorusuna; ağız birliği yapmışçasına “eğitim ile!” yanıtını veriyor herkes. Peki, her şeyin çözümü eğitimden geçiyorsa, tüm
umutların bağlandığı ve fedakârlığın sadece kendilerinden beklendiği öğretmenler
bunu, tek başına ve nasıl başaracak?
27 Kasım 2014 Perşembe
31 Ekim 2014 Cuma
PARA NEDİR ?
Para, sadece ona sahip olmayı zenginlik saydığımız, alım gücü ile aklımızdan çıkmayan değer diye tanımlanabilir. Napolyon’un, “bir savaşı
kazanmak için gerekli üç şeyi “para, para, para” diye açıklamasını da anımsayarak,
çoğu kez “başarının tek sırrı paradır” diye söylenir. Çoğunlukla da bu iddia
doğrulanıyor çünkü ekonomik refah varsa yaşam koşulları kolaylaşıyor, sağlık ve
eğitimde en iyi seçenek bulunuyor, öğretiler nitelik kazanıyor. Hatta aşk bile önce
parayla sonra sevgiyle besleniyor. İletişim yöntemlerinde en etkin öğe yine
para oluyorken nasıl aklımızdan çıksın değil mi? (bir tür şifre kırıcı sistem de denebilir)
22 Ağustos 2014 Cuma
DEMOKRASİYİ SİNDİRMEK
Demokrasi
Yönetim şekli, demokrasi mi olsun diktatörlük
mü diye sorulsa koro halinde elbette "demokrasi olsun" diyeceğiz. Halkın
kendi kendini yönetmesinin en ideal yönetim biçimi olduğunu
çocukken öğrendik. Öğrendik de, uyguladık mı diye sorulsa bu
sefer de aynı koro üzüntü içinde hayır diyecek, hemen içinde
olduğu, bildiği haksızlıkları anlatmaya başlayacak. Ben de
demokrasiyi hak etmediğimizi düşünüyorum çoğu kez, Hep
bildiğimiz, konuştuğumuz şeyler aslında!
21 Ağustos 2014 Perşembe
ZAMAN EKONOMİSİ
Zamanı Doğru Kullanabilmek
3 Haziran 2014 Salı
ARINABİLMEK
Soma felaketi ile yitirilen canlar
ve ardından öğrendiğimiz skandallar, yağışlar nedeni ile taşan caddeler, çalınan
oylar, suçsuz yere ölen, yaralanan insanlar, terör, trafik ve sadece lafta
kalan söylemler! Dinlemekten, öğrenmekten ve tepki vermekten hepimiz bezdik aslında! Manşetler
sürekli yapılan yanlışları, ihmali, hukuksuzluğu haber veriyor. Okuyoruz, ardından
da elimizdeki iletişim kaynaklarına sarılıp başlıyoruz birilerine yağdırmaya.
Sosyal medya, arkadaş sohbetleri
ve toplumsal etkinliklerde izlediğim, dinlediğim herkes mevcut düzenden
yakınıyor, olumsuzlukları eleştiriyor ve neredeyse kahroluyor. Nedense sorunlar çözülmüyor
tam tersi çığ gibi büyümeye devam ediyor. Sanki konuşanlar hep haklı, doğru da, sesi
duyulmayanlar suçlu sadece. Oysa esas sorunların nedeni, içimizde, hatta yanı başımızda
belki. Eleştirdiğimiz düzeni severek, isteyerek biz oluşturmuş, göz yummuş
değil miyiz? Çevrenize bakın, kural ihlali yapan (işini bilen), kanun çiğneyen, konu kendisine gelince
yanlışı normalleştiren bireylerden fazlaca göreceksiniz. Bazılarını alkışlıyoruz bile, kanıksadık artık, her
şey normal geliyor. Oysa yaşadığımız erozyonu boş verdiğimiz, bana ne dediğimiz küçük görüntüler oluşturdu. Düşmanların suçu yok biz dağıldık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




