15 Nisan 2014 Salı

ERKEKLER NEDEN ALDATIYOR?

ERKEKLER NEDEN ALDATIYOR?

Kadın erkek ilişkileri üzerine, olağanın dışında yorum yapıp düşünce açıklamak riskli konulara değinmek anlamına geliyor. “İkinci Kadınlar Varlıklarını Neden Gizlemiyor” konulu yazımı yazarak cızzz konular kategorisine giriş yapmış oldum. İlintili olarak da aldatmak hakkında yazmak istedim. Ancak yazması zor ve yakın çevremizde illa ki birini işaret edecek diye örnekleme yapmanın bile sakıncalı olduğu bir konu…
Birey, bir ilişkinin içindeyken neden aldatır sorusunun o kadar çok cevabı var ki, sadece çok eşlilik olsun diye ya da macera yaşamak gibi sığ yanıtlarla açıklanamıyor. En basit haliyle, erkek de kadın da kendi benliğini yaşayamadığı zaman aldatıyor denebilir. Aldatmak, yansımaları farklı olsa dahi her tür sosyal sınıfta yaşanan bir olay olarak sürekli karşımıza çıkıyor. Acaba bir çeşit gereksinim mi?

Aldatmak, çiftlerden birinin verdiği sözlere rağmen yeni, bir ilişki yaşama isteği ile başlıyor. Çünkü evlilik kurumunu tanımlayan değer yargıları ile aşkı anlatan kavramların aynı sepette taşınamadığını biliyoruz. Aşk’ı aşk yapan delifişek duygular, evliliğin mantıkla kurulmuş düzeninde pek de  yaşanamıyor. Sağlıklı bir ruh hali ve tatmin olunan özel yaşam için gerek duyduğumuz duygular bazen birbirine giriyor.  Tutku, şehvet, şefkat, arzu, mantık, kutsallık, güven, sağduyu, mizah, aidiyet ve özgürlük gibi duygular tek çatı altında toplanabilir mi? İlişkimizde, aynı anda olsun dediğimiz ama açıklamaları tezat olan kavramları birleştirmeye çalışıyoruz, biri yaşandığında diğeri diskalifiye oluyor. Yaşanmamış duyguların ağır basması halinde ise arayış başlıyor. (Oysa aklı ve kalbi aynı sözü söyleyen insanlar, her duyguyu yerinde ve kararında tadabiliyor,  uzun yılları nitelikli bir şekilde paylaşabiliyor. Nitelikli dedim, çünkü her evlilik sahici değil.  Özenilecek ve saygı duyulacak bir birlikteliğin var olduğuna inanmayacak kadar mutsuz olanlar dahi var. Yasal olarak devam etse de ruhlarının evli olmadığı çiftlerde aldatmak kaçınılmaz bir son gibi)

Son yıllara kadar sadece erkekler aldatıyor sanıyorduk, o yüzden araştırmaların, incelemelerin çoğu erkek davranışı üzerine olmuş.  Kendi içinde bile fazlaca alt başlık barındıran bir konu olduğu için bu sefer sadece erkeklerin dünyasından bakalım.
Erkeklerin yaşama dair algıları, öncelikleri kadınlardan farklı. Onlar daha çok cinselliğin ön planda olduğu ilişkilerde kendilerini var hissediyorlar. Erkek, özel yaşamında bir “dişi” ile muhatap olmak istiyor. Aksine, çoğu evde annelik, ev kadınlığı rolleri feminen yaklaşımın önüne geçiyor. Ev düzeni, çocukların eğitimi, akrabalık ilişkileri, sosyal yarış, gelecek planları gibi konular gündemi belirliyor, erkekler de bundan son derece rahatsız oluyorlar. (flört edememe hali ilişkileri tüketiyor ) Erkeklerin, eşlerinden güzel bir söz duymaları ya da gururlarının okşanması sağlandığında çok edilgen hale geldikleri, cömertleştikleri konusunda iddialar, nesilden nesle aktarılan öğütler var. Erkeklerin eleştiriyi kaldıramadığı, sadece övgü ile idare edildikleri, hep anlatılır, hatta gelinlerin kulağına küpe olarak takılır. (Erkekler; güzel söz duymak yeter, gerisi bahane diyor ‘muş.)Kariyeri yüksek ve karizmatik olarak anılan saygıdeğer beyefendilerin, gönüllerini okşayan bir söz, bir davranış için, her şeylerini feda ettiğini görüp, duyup, yaşayabiliyoruz.
Peki, erkekler sadece pohpohlanmak ya da yalan bile olsa övülmek için mi aldatıyorlar; tabii ki hayır. Ülkemizin yarı nüfusunu oluşturan milyonlarca erkek, yaşanmamış duyguların esiri olup zaaf içinde değil, haksızlık etmeyelim. Erkeklerin aldatma gerekçeleri de kendi içinde değişik başlıklar barındırıyor. Erkeğin davranış bozukluğu gösterdiği örnekler de var, seçtiği kadının kimlik sorunları yüzünden bunalıp kendini sokağa atan örnekler de! Veriler ve yaşanan öyküler çok değişken olduğu için kategorize etmek güç. (Sosyologları bile aşan bir konu olduğunu sanıyorum)Erkekler;

Aile olmanın kutsallığını öğrenemediğinde,
Birbirini sevmeyen bir anne-baba elinde büyüdüğünde,
Tabular altında büyüyüp gençliğini yaşayamadığında,
Eşi ile flört edemediğinde,
Çok çabalayıp, elindekini samimiyetle sunduğu halde eşinin hırslarını tatmin edemediğinde, parasal olarak hep dahasını sunmak zorunda bırakıldığında,
Evdeki kurguda konu mankeni olduğunda, evini eşinin ailesinden oluşan bir konsey yönettiğinde,
Yalnızlığını, sevilmediğini, nihayet kabul ettiğinde ve
Doğanın ona çizdiği gerçek rolü yaşayamadığında aldatıyor.

İnsanlığın ilk çağlarında yiyecek bulmak için avlanmaya erkeğin gittiği, kadının da av etini pişirerek ailesini beslediği, rollerin böyle tanımlandığı gerçeği ile büyüdük. Erkek, her zaman gücü, kadın da şefkatle sunulan anaçlığı simgelemedi mi! Erkek dışarıdaki zorluk ne olursa olsun çalışmaktan ürkmüyor, korkmuyor. Sevdiği kadını korumak için tehlikeyi bile hesap yapmadan göğüslüyor. Sahiplenen, koruyan, doyuran olmak onun için çok kolaysa diğer konuların da eşine kolay gelmesini bekliyor. Ancak erkekler de anlaşılamıyor kimi zaman. Yaşamış ve görmüşlüğü ile insan ilişkilerindeki öngörüsü yüksek olan bir arkadaşımın bu konudaki kısacık saptaması konuyu net olarak açıklıyor.  “ Kadını doyurmak, ona zor gelen işleri çözümlemek,  güvenli bir yaşam sunmak bir erkeği yormuyor inan ki! Erkek aslında kadına hizmet götürebildiği ölçüde kendini “maskülen” hissediyor. Buradaki temel sorun,  hizmetine girecek kadar beğeneceğin o kadını bulabilmek” demişti.
Kahvaltı hazırlamak, nevresimleri ütülü kullanmak, ayakkabıları boyarken ayrım yapmamak, eşinin tercihlerini gözetmek, en leziz yiyecekleri aile üyeleri için pişirmek gibi konularda özverili davranmayı kayıp sayan ya da ahmaklık olarak gören kadınlar var ne yazık ki! Ruhsal anlamda yoksulluk sınırının bile altında olduğunu düşündüğüm bu tipolojideki kadınlar ile evli olanlar, yaşamı ıskalıyorlar.(İş ortamında türlü sorunla boğuşurken evde “özel ”bir kişi olmadığını görmek çok yıpratıcı olmalı.) Eve geldiğinde buzullardan esmiş bir rüzgar ile karşılaşan erkekler çözümü,  boşanmakta değil kaçamak yapmakta buluyor. (düzeni toptan değiştirmek zor geliyor olmalı) Vicdan baskısından uzakta, kendini ifade edebildiği yeni bir iletişim kanalı açılınca hemen aldatmayı seçiyor. 
Aldatmanın bahanesi ya da hafifletici nedenleri olabilir mi, kabul edilebilir mi? Yanıtını siz verin.
Not: Yazdıklarıma bu sefer de aldatılan kadınlar çok kızacak, eminim. Lütfen ön yargılı davranmasınlar, çok eşliliği marifet saymayı savunanların veya ahlak çıtası düşük erkek örneklerinin bu yazıda yer almadığını belirtmek isterim. Çapkınlığın racon olarak kabul edilmesini, kutsal değerlerin çiğnenmesini kabul etmediğim için irdelemek de istemem. Aldatmayı farklı bir göz ile görmek istedim sadece. Tabii ki tüm erkekler, eşi aldatmaya zorladığı için sokağa çıkmıyor. Ahlaki çöküntü içinde olmak tamamen başka bir başlık altında anlatılmalı.



NOT:görsel http://www.hdwallpapers.in/love_hd-wallpapers.html sitesinden alınmıştır