27 Kasım 2014 Perşembe

HER ŞEYİN BAŞI EĞİTİM

Sorunlarla uyandığımız, güne endişe içinde başladığımız bir dönemdeyiz. Geri kalmışlığın tüm belirtileri içinde kaygılarımız giderek artıyor. Oysa gelişmiş ülkelerde sağlık, eğitim, hukuk ve kentleşme niteliği gibi konularda güven bunalımı yaşanmıyor. Devlet, bireylerin yaşam kalitesini korumakla bizzat sorumlu iken ülkemizde ise temel haklar bile yok sayılıyor. Devamında da hemen her sektörde kaotik düzen kurulmuş durumda. Şiddete eğilim, akıldışılık, yolsuzluk, işsizlik gibi sorunların kapladığı bu dönemi nasıl aşacağız sorusuna; ağız birliği yapmışcasına “eğitim ile!” yanıtını veriyor herkes.  Peki, her şeyin çözümü eğitimden geçiyorsa, tüm umutların bağlandığı ve fedakârlığın sadece kendilerinden beklendiği öğretmenler bunu, tek başına ve nasıl başaracak?


Eğitim konusu, yazı içinden yazı çıkaracak kadar geniş bir alan. Örneğin “öğretmenlerimizin problemleri ve çözümü” hakkındaki düşünceler tek metine sığmayacak kadar derin bir konu.  Maaşların yetersizliği, devlet okullarının mekan özellikleri, materyal eksiklikleri ve kırsal alanda görev yapmanın güçlüğü aklıma ilk gelenler. Özel okul öğretmenleri ulaşım sorunu bile yaşamazken devlet okullarında bırakın özel toplu ulaşımı, onarımın, bakımın, ısınmanın dahi öğretmenlerden beklendiği örnekler var.  Tüm güçlüklere ve haksızlıklara karşın kendisini öğrencilerine adamış eşsiz insanlardan oluşan öğretmenlerimizin yükü çok ağır, herkes kolejlerde çalışmıyor. Her problemi, olumsuz sonuçları eğitim eksikliğine bağlarken kalıcı çözümleri nasıl bulacağımızı söyleyen yok. Kalkınmak ve çağdaş toplumlar düzeyine ulaşmak için sadece eleştirmek, sanal projeler üretmek yeterli mi? Yüzlerce hatta binlerce sorunun içinde çözüm önceliğinin eğitim dünyasına verilmesi konuşulmuyor ne yazık ki!(minicik çocuklarımızın bizzat dahil olacağı bir öncelik)
Aksamalar, öğretmen adaylarının mezun olup, atamaları yapılınca mı oluşuyor yoksa eğitim fakültelerine giriş dönemine kadar iniyor mu acaba? Başarılı öğrenciler, meslek seçerken öncelikle tıp, mimarlık, hukuk, mühendislik gibi branşlara yoğun ilgi gösteriyor. Hatta bazı fakülteler yüz binlerce çocuk içinden ilk binlerde olanları kabul ediyor.  Bu puan aralığında olup da, öğretmen olmayı ilk hedef olarak seçen öğrenci sayısının azınlıkta olacağını iddia etmeme gerek yok sanırım. Neden böylesine önemli, değerli bir iş, en itibarlı ve kazançlı meslekler arasında sayılmıyor? Eğitim fakültelerine giriş puanı neden çok yüksek olmuyor sorusunu sormak zor, yanıtlamak kolay elbette! İleri ülkelerde öğretmenlerin geliri ve çalışma koşullarını kendimiz ile kıyaslamak yeterli. Aradaki fark ezici, üzücü rakamlara ulaşmış durumda ne yazık ki!

Öğretmenler, dünyanın en kutsal iki işinden birini gerçekleştirmeye çalışıyor. Yaptıkları işin yansımaları ve değeri ölçülemeyeceği için doktorluk ile öğretmenlik diğer meslek gruplarından ayrışıyor zaten. Birinde sağlığımızı diğerinde geleceğimizi teslim ediyoruz. İkisi de insan sevgisi, idealizm ve uzmanlığın en ileri düzeyde olması gereken ana meslekler. Buraya kadar çoğunluk hemfikir ancak eğitim ve sağlık personeli arasında detaylı bir karşılaştırma yapınca tezatlar ortaya çıkıyor.  Bırakın başka bir meslekten transfer olmayı, tıp fakültelerinde aynı sıralarda okuyan öğrenci bile lisans sonrası uzman olamıyorsa ameliyat da yapamıyor, Hastanın ölüm riskini kendisi alamadığı gibi yasa da izin vermiyor zaten. Sağlık eğitimi uzun ve kontrollü olup sık aralıklarla güncelleniyorken eğitimci olmak bu kadar kapsamlı bir süreç gerektirmiyor. Tam tersi,  çok kolay ulaşılıyor, herkesin yetisi öğretmeye uygun sanki!  Üniversite eğitimi sonrası iş bulamayan kişi, kısa bir uyum sürecinden geçip avukat, cerrah, pilot ve benzer unvanlar alamazken öğretmen olabiliyor. Eğitimini aldığı meslekte çalış-a-mayıp öğretmenliğe geçiş yapan kadar çok örnek var ki, kendileri bile bunun yaman bir çelişki olduğunu söylüyor. İstisnalar hariç diyerek çok bilmek ile öğretebilmek arasındaki kuvvetli farkı vurgulamak ve ayrımına varmak zorundayız.

Eğitim basamaklarındaki sürecin niteliği ile toplum refahının direkt ilişkisine inanıyorum. Klavye başında herkes ülkeyi kurtarmayı başarıyor da uygulamaya yönelik somut örnekler neden tartışılmıyor diye merak ediyorum. Öğretmenlerin yaptığı iş kutsal ama kazancı neden yeterli değil, yaptırım gücü gittikçe neden azalıyor sorularını irdelerken başka bir terslik çıkıyor ortaya! Mucize yaratması beklenen öğretmen adaylarının ayrıcalıklı olmasını ölçmeyen bir sistem döngüsü ile karşılaşıyoruz… Sizce de ters orantılı bir uygulama değil mi? Kendi işimizi ve bireysel beklentilerimizi bırakıp algılarımızı toplum sorunlarına yönelttiğimizde bu konunun kilit taşlarından birisi seçileceğine eminim.

Tüm okulların fiziki koşulları standart düzeye ulaşsa,
Öğretmenlerin geçim kaygısı giderilse,
Eğitim fakültelerine giriş puanları çok yüksek olsa, stajyerlik değil uzmanlık dönemi sonrası yetkin olunsa,
Hem unvan hem de kazanç dengelemesi yapılsa, kalıcı bir itibar artışı sağlansa ne iyi olur!

Eski kuşak öğretmenlerine özeniyorum.  Ne kadar donanımlı, bilgili, heyecanlı olduklarını sohbetlerinden, anılarındaki zenginliklerden öğreniyoruz. İlkel koşullarda bile öğrencilerine nitelikli, özgün bir dünya görüşü aşılamayı başarmış, elleri öpülesi efsane isimleri duydukça duygulanıyor insan.  Bürokrasinin en üst kademelerinde çalışanların bile öğretmenler karşısında saygıyla eğildiğini, ceketini iliklediğini anlatanlar iyi ki bugün görev başında değiller. Kendileri yeterli, toplum duyarlı, öğrenciler de çok şanslıymış.

Eğitimime katkıda bulunan, hepimizin öğretmeni Ulu Önder Atatürk’ün şahsında, tüm öğretmenlerimi saygılarımla anıyorum.


Not: Eleştirmeye, bir düşüncenin ana fikrini anlamadan saldırmaya hazır bir toplum olduğumuzdan, yanlış anlaşılmamak üzere,  açıklama notu eklemek istedim. Amacım sonradan öğretmenliği seçenleri ya da ders başarısı parlak olmayan öğrencilerin eğitim fakültelerini tercih etmesini eleştirmek, doktorların ayrıcalıklarını hatırlatmak değildi. Okul döneminin tüm geleceğimizi etkilediği gerçeğine ve sistemdeki çarpıklığa dikkat çekmek istedim sadece. Her şey yolunda gitseydi anneler ek ders arayışı içinde olmazdı, duayen hocaların peşinde koşmazdı. Dershane sektörü oluşmaz, ek kaynaklar bu denli çoğalmazdı. Belli ki çok şey ters gidiyor.