9 Temmuz 2018 Pazartesi


KAYGI DÖNEMİ

Blog sayfamı, toplumsal olaylara dikkat çekmek, insan ilişkilerinde farklı bakış açıları olabileceğini göstermek, deneyimlerimi aktarmak, yaşama dair görüşlerimi her an sohbet edemediğim dostlarımla, paylaşmak üzere açmıştım. Bir süre farklı konularda yazılar paylaştım,  sonra yazamamaya başladım, yarım kalmış birçok taslak metin dosyamda duruyor. Yazmaya başlıyorum, tamamlayamıyorum, metni bitiriyorum yayınlayamıyorum. Tanışmadığım halde yazılarım üzerinden aynı görüşleri paylaşan okurların varlığına rağmen uzun süredir sayfama ekleme yapamadım. Çünkü toplum gündemi, kişisel paylaşımların çok ötesinde ağır ve parçalanmış değer yargıları ile çok hızlı değişiyor.


Hangi konu beynimizi ne kadar meşgul etmeli, rutin yaşantımızı ne kadar engellemeli, üzüntüler ne kadar gizlenmeli, kısaca insana dair kayıplar ne kadar ötelenmeli soruları ile günlük akışa dönmek kolay değil.

Sözün bittiği yer diye başlayan olayların yakın tarihlisinden başlarsak;

Tekirdağ, Çorlu’da oluşan tren kazasının gerçek nedenleri,

Yakın zamanda kaybolan, sonra da ölü bulunan küçük melekler,

Minicik bedenlerde oluşan tecavüz olayları ve bunların üzerinin (ne acıdır ki yargı eliyle bile ) kapatılması, çoğu zaman konunun açığa bile çıkamaması,

Terörde yitirdiğimiz canlar ve geride kalan ailelerinin dinmeyecek acıları,

Ormanlar, dereler, kıyı şeridi ve ufuk çizgisinin bile rant uğruna talan edilmesi,

Öldürülen, şiddet mağduru kadınlar,

Hiç olmadığı kadar büyük bir ekonomik krizin hızlıca yaklaşması,

Sokakta can güvenliğinin kalmadığını kabul etmek,

Sınavlarda yaşanan skandallar, eğitimde geri dönülmez hataların ısrarla tekrarlanması,

Yaşanan ve unutulmak üzere arşivlerde yer alan bombalı saldırılarda yitirilen yaşamlar, acılı aileler,

İhmaller yüzünden olan ölümlü iş kazaları, maden facialarından ders çıkarılmaması,

Nezaket sınırlarının unutulduğu siyaset arenası, güvenilir olmayan seçim koşulları,

Yapılaşmanın betonlaşma ile eşleştiği, bir yandan da kültür yıkımının benimsenmesi, gelecek nesillere kalacak şehir siluetlerinin içler acısı hali,

Bilim/ fen /hukuk kurallarının terk edilmesi ile neredeyse her alanda giderilmesi asla mümkün olamayacak kayıplar hep ön planda iken insanın küçük ölçekli başlıkları tartışası gelmiyor.  Trajedi bizim eve uğramadı nasılsa, hayat bize güzel demek mümkün değil, toplum cinnet noktasında.

Karamsarlık bulutu gökyüzünü kaplamışken, doğrunun ne olduğu tartışmalı hale gelmişken dahi karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak üzere çabalayan, toplumu bilgilendirmeye, genç kuşakları bilinçlendirmeye emek harcayanlar da var. İlkelerinden ödün vermeyen, onurlu yaşamı ranta, kişisel çıkara tercih etmiş kalemler ile konuşabileceğimiz, felsefe yapabileceğimiz, umut içeren konu başlıkları da mevcut.

Yüksek bütçeli konut ve ofis projelerinde tekrarlanan teknik hataların bizlere yüklediği duygusal ve parasal sorunlar, yanlış yatırımların ülkeye maliyetinin irdelenmesi,

İşsizliği azaltmak, her meslekte ara elemanın önemi, niteliği,

Her yıl değişen sınav sistemi ve müfredat ile öğrencilerde oluşan kaygı bozuklukları, velilerin sisteme ayak uydurma çabaları,

Teknoloji ilerlerken,  gerileyen kazanımlar,

Temel eğitim almış bir gencin hangi zorunlu bilgilere sahip olması ve bunu günlük yaşama aktarabilmesi,

Anne baba olmanın kapsadığı sorumluluklar,

Kırsal alanda yaşayan bireyler ile kent yaşamındaki kitle arasında uçurum düzeyinde bilgi, görgü farkı olmaması için devletin izlemesi gereken politikalar,

Sağlıklı bir ekonomi için, zaman, iş gücü, sermaye kullanımı kriterleri,

İletişim hataları, yüksek egonun, ailede, işte, toplumda yarattığı travmalar,

Mimarlık başta olmak üzere güzel sanatların yaşam kalitesine eklediği katma değerler,

Çağdaş bir toplumda yaşayabilmek için kolaylıkla üstlenilecek bireysel ödevler,

İnsan olmanın diğer canlılara göre içerdiği duygu zenginliğinin gelişmesi, centilmenliğin içselleştirilmesi gibi insanı içine çeken gündemler de var.

Üst satırlarda yazdığım keder içeren olaylar yaşanırken, toplum ayrışırken, alt başlıkların önemi kaldı mı artık emin değilim. Terör saldırıları, şehit haberleri, öldürülen çocuklar, katliamlar, kazalar, skandallar sonrasında yayınlanan kınama, taziye mesajlarının hemen arkasından özel yaşamdaki, empatiden uzak paylaşımlar moralimi bozuyor. Kaygı eşiği, duyarlı insanlarda gittikçe artarken, çoğunluk hala dizi, yarışma ve tuhaf içerikli programların yayın saatinin ya da kendi özelini paylaşmanın peşinde. Öte yandan insanlık dışı bir olay hakkında görüş bildirirken bile taraf olmak, belden aşağı vurmak, düzeysiz hitaplar, küfürler içinde moral nasıl yüksek tutulur bilemiyorum. Olumsuzluğu, duyarsızlığı abarttığımı düşünmeyin lütfen. Tüm ulusu ilgilendiren yönetim biçimimizin değişmesi ve güçler ayrılığındaki denge kaybı, tren kazası, kayıp çocukların ölüm haberleri manşette iken son günlerde neyin öncelikli olduğunu takipte olduğunuz kişilerin sosyal medya hesaplarından görebilirsiniz. 

Karamsar bir yazı gibi görünse de aslında yapacağımız çok şey olduğuna dikkat çekmek üzere yazdım. Kalemler, sözler, notalar, resimler daha çok konuşacak, yürekler daha da duyarlı hissedecek. Elbette makro sorunlar varken mikro çözümlerden kopmayacağız, bırakmayacağız, sorumluluktan kaçmayacağız.

Arayı açmamak üzere hoşça kalın…..