12 Mayıs 2015 Salı

ZIT KUTUPLAR BİRBİRİNİ ÇEKER Mİ SAHİDEN?

KUTUPLARIN ÇEKİM GÜCÜ

Aynı kutupların birbirini ittiğini, zıt kutupların da çektiğini Fen Bilgisi derslerinde temel bilgi olarak öğrendik ve belleğimize yerleşti. Bilim dünyasından gelen bu sonucun kadın erkek ilişkilerine direkt yansıdığını hep duyduk bazen de inandık. Neredeyse herkesin kullandığı hiç değilse dinlediği bir söylemdir. Zıt kişilikler birbirini çeker, insan doğası kendinde olmayanın peşinde koşar diye bir öğretinin etkisinde kaldığımız doğrudur.

Kadın –erkek ilişkilerinde zıt kutupların çekim gücü sahiden hep var mı? 

İlk başta tam tersi gibi algılanan bazı özellikler gerçekten insanı etkileyebiliyor. Çekingen ve silik birisinin, karizmatik bir kişilikten fazlaca etkilenmesi ya da sert mizaçlı olan kişinin ılık bir ruh ile karşılaşıp sakinliği öğrenmesi gibi!  Anlaşılamadığı için kabına sığmayan deli dolu bir ruhun lafın tamamını söylemeyeceği birisi ile karşılaşması, dinginleşmesi gerçekten karşı konulamaz bir çekim yaratabilir. Karşıt karakterlerin yarattığı merak duygusu kişiye,  elektrik akımına kapıldığını, iradesi dışında yönlendiğini bile hissettirebilir. Ancak önemli olan zıt kutupların çekim özelliği değil oluşan manyetik alanın kalıcı olması gerçeğidir ki çoğu kez göz ardı ediliyor.

Zıt sözcüğü bir durumun ya da olgunun olumsuzu değildir, tamamı ile karşıt durumudur. Ancak kadın/erkek ilişkilerindeki zıtlık genelde olumsuz yansımaya dönüşüyor. Birbirini beslemeyen karşıt duygular, taraflardan birinin eksilmesine, benliğini yitirmesine neden olabiliyor. Zıt haller nedir acaba? İyimser/kötümser, aktif/pasif, açıkgöz/saf, uslu/yaramaz, hırçın/uysal, üreten/tüketen, tutucu/ilerici, pinti/cömert gibi uzunca bir liste yapabiliriz. Kaba/naif, konuşkan/suskun, batıl/gerçek, özen/baştan savma, keder/neşe, ham/olgun gibi akla ilk gelen karşıtlıklara dikkatlice bakarsanız teoride zıt olanın gerçek yaşamda olumsuzluk olarak algılandığını görebilirsiniz.

Özendiğimiz ancak uygulayamadığımız davranış bütünlükleri ile karşılaştığımızda mutlu oluruz,  iletişim sağlayıp onay alırsak daha mutlu oluruz. İletişim ilişkiye dönüşürse mutlu olmak uçma hissine dönüşür. Hayran kaldığımız, merak ettiğimiz ve benliğimizden çok farklı olduğunu hissettiğimiz kişi ile tanışmak, onaylanmak ve arzulanmak sahiden özel bir durum. (Bu güçlü duygu ile tanışabilmek ilk dilekler arasında.) Ancak aldığımız haz kadar ilişkinin süresi ve niteliği de duygusal varlığımızın hesap özetini etkiliyor.  Dikkat edin, son evrelerini dinlediğiniz aşk öykülerinde, vahşi cazibe, artık evcilleşme döneminde olduğundan taraflar aynı dünyadan olmak istediğini anlatmaktadır. Kültürel ve ekonomik kategoriler sorgulanmaya başlanmış, benzer koşullarda büyümek birden tüm ayrıntıları ile önem kazanmıştır.

Güncel klişelerden birisi çiftlerin aynı dili konuşamaması söylemidir. Bir ilişkinin olmazsa olmazı olan sağlıklı iletişim için tarafların hangi kutupta büyüdüğü, erişkinliğinde de hangi adresi seçtiğine ilk başta dikkat edilmiyor, dil bütünlüğü de o zaman bozuluyor. Bu ortamda  temel eğitim ve aile kurgusu bakımından sahiden zıt dünyalardan gelip de karşı cinse duyulan tutkuyu yıllarca taşımak, beslemek epey güçleşiyor. Orta yaşlar ve üzerini yaşayan bireylerin çoğunluğu salt bu nedenle ilişkilerindeki aksamalardan, eksilmekten yakınıyor. Aşkın, arzu ile karıştırıldığı başlangıçlarda zıt karakter özellikleri afrodizyak gibi sanıldığından normal bir sonuç aslında!

Cinsler arasındaki çekimin zıt özelliklere dayandırılması kabulü ne kadar doğru bilemiyorum. Gözlemlerim ve yaşadıklarım, aynı kutuptan olmanın kadın erkek ilişkilerinde itici etki taşımadığı yönünde olduğunu söylüyor. Son derece öznel bir söylem olsa, öz’de aynı detayda farklı olmanın daha çarpıcı olduğunu düşünüyorum.