30 Nisan 2014 Çarşamba

PARİS NOTLARI


Bu yazımda Paris gezimden bazı notlar aktaracağım. Aslında tatil programlarının ayrıntıları ile sosyal medyada yayınlanmasına sıcak bakmayanlardanım. Bir yandan özel yaşamın sakınılması gerektiğine bir yandan da tatillerin farklı amaçlarla yapılıyor olmasına dikkat edip genelde yolculuklarımı yüksek sesle konuşmuyorum. Çünkü her tatilin bütçesi, beklentileri ve kişinin yaşamdaki öncelikleri çok değişkendir. Bir insana nefis gelen bir yemek tarifi, konaklama şekli ya da görülmesi mutlaka gereklidir diye önerilen yer diğerine cazip gelmeyebilir. Tatil programlarını yayınlayanlarını eleştirmiyorum tabii ki,  benim yaklaşımım gündemi boş yere meşgul etmeye veya yanıltmış olmaya çekinmekten kaynaklanan bir hassasiyet olabilir. Ancak,  son yolculuğumda Paris ile ilgili bloglarda yayınlanan notlardan çokça faydalandım ve bilgi paylaşmayı sorumluluk olarak algıladım. Zamanı doğru kullanmak adına o kadar kazanımım oldu ki ben de Paris’i ziyaret etmeyi planlayanlara iletmek üzere bazı deneyimlerimi yazmaya karar verdim.

Paris’e Aralık 2013 ve Nisan 2014 olmak üzere iki farklı mevsimde gittim. Yeni yıl süslemeleri ve vitrin tasarımlarına ilgisi olanlar üşümeyi göze alıp kışın gitmeliler, zaten çok zarif olan şehir silueti bir kat daha güzelleşmişti. Paris, bahar renkleri ve çiçekler ile ayrı bir güzel ancak Noel dönemi bambaşkaydı. Champ Elysees (kendileri de Şanzelize diyor) caddesi başından sonuna kadar özenle aydınlatılmıştı.
 
Disneyland’a hafta içinde gitmelisiniz, hafta sonu çok kalabalık. Turistler dışında çocuklarını parka getiren yerel halk ve çevre illerden katılımı da hesaba katmak gerekiyor.  Ayrıca en az bir gece konaklamadan tüm parkı gezmek, oyuncaklara binmek mümkün değil. Biz hafta sonu günlük giriş yaptık, uzun kuyrukları görünce de çok pişman olduk. Park ve oyun alanları 08.00 ve 10.00 arasında sadece otellerde kalanlara açılıyormuş, sıra beklemeden her eğlenceyi yaşamanın mümkün olduğunu sonradan öğrendim. Bilet alırken, parkı gezip oyuncaklara binmeme gibi bir seçenek olmadığını da belirtmeliyim. Hafta içi yoğunluğun daha az olduğunu söylediler. Bazı oyuncaklar için önceden rezervasyon yaptırmayı deneyin. Noel zamanı süslemeler çok etkileyiciydi, büyükler bile masal dünyasına geri dönüyor diyebilirim. Kostümlü geçitler, yeni yıl şovları çocuklar için unutulmaz bir anı. Fransa yolculuğunda, Disneyland’ın tek başına bir etkinlik olacak kadar zaman aldığını bilerek planlama yapmalısınız. Tur ile gitmeye gerek yok, şehir merkezine 35 km uzaklıkta zaten. “RER A” tren hattına binip, Chessy Durağı”nda inerseniz parkın girişi karşınıza çıkıyor. Metro kullanıcıları için son derece düzenli bir ulaşım ağı var. RER A trenine merkezi metrolardan binebilirsiniz.
 
http://www.ratp.fr/plan-interactif/carteidf.php?lang=uk sayfasında yayınlanan metro haritası ile aktarma noktalarını ve durak isimlerini kolayca belirleyebilirsiniz. Ayrıca ulaşım tercihlerine göre 2-3 günlük pass card uygulamalarının içerikleri yayınlanmış. http://www.parismetro.com sayfasında pass card ve sınırsız müze kartları için de bilgiler var.

Paris ziyaretçilerin içeri girmek için çok zaman harcadıkları yerlerin başında Louvre Müzesi geliyor. Müzenin avlusunda bulunan cam piramidin önündeki giriş kuyruğu sahiden çok uzun. Ancak Concord Meydanı’ndan yaklaşılan Tuileries Bahçeleri girişindeki Zafer Takı’ının (Arc de Triomphe du Carrousel) hemen yanında merdivenler ile inilen bir yer altı çarşısı var. “Carrousel Plaza” holünde bulunan müze girişinde sıra beklemeden içeri girebildik ve nakit bilet gişesinden kolayca bilet aldık. 18 yaşın altındakiler ücretsiz, kapanış saatlerine göre bilet ücretleri değişebiliyor. (not: Şanzelize’nin girişindeki Zafer Takı (Arc de Triomphe de l’Étoile) ile karıştırmayın) Müze girişindeki saatler süren beklemeler yüzünden geri dönenler olduğunu biliyorum. İnsan bu bilginin önemini yerinde yaşayınca fark ediyor, iyi ki okuyup gitmişim dedim. http://www.carrouseldulouvre.com
 
Müzeden çıkınca 226 Rue de Rivoli, 75001 Paris, adresinde bulunan Angelina isimli pastaneye uğramadan gelmeyin. Müze arkanızda kalacak şekilde parktan sağ taraftaki yola  doğru çıkın, cadde üzerinde. Sıcak çikolatası biraz ağır ama aromatik çaylar ve pastalar şahane. Nutella kıvamındaki sürülebilir çikolatası da çok lezzetli. Başka şubeleri de bulunuyor.  http://www.angelina-paris.fr/#/home/

Birkaç farklı yemek durağı önereceğim. Paris çok pahalı bir şehir, yüksek fiyatlar ödendiği halde yemeklerden memnun kalmadığımız restoranlar oldu. Lezzetli et yemek isteyenler için Şanzelize üzerindeki Drugstore Steakhouse rahatlıkla önerilebilecek kadar iyi bir menüye sahip. Ayrıca içinde alışveriş olanağı da var. http://www.publicisdrugstore.com  Yine Şanzelize üzerinde bulunan Kusmi Tea Coffee’de çay ve pasta molası verebilirsiniz.

Ayrıca, Notre Dame Katedrali’ni gezdikten sonra kısa bir yemek molası düşünürseniz krep yiyebilirsiniz, çevrede çok fazla seçenek var. Crêperie des Arts adresini yine bir gezginin notlarından almıştım.  Adresi bulmak için Notre Dame’dan sonra biraz yürümek gerekiyordu ama aradığıma değdi. Küçük ve şirin bir yer, çalışanlar gileryüzlü.Menüde,  tatlı olarak çeşit çeşit krep de bulunuyor, ana yemek olarak tüketebileceğiniz tuzlu krepler de sunuluyor. Ben sebzeli olanını denedim, kıymalı olanın da tadına baktım, ikisi de güzeldi. Kararsız kalındığınızda önce tattırıyorlar, içinize sinerek sipariş verebiliyorsunuz. Adres: 27 Rue Saint-André des Arts, 75006 Paris, Fransa

 

Versay Sarayı’na giderken RER C tren hattına bindik.  Versailles–Rive Gauche (Château de Versailles) yönünde binip son durakta inmek gerekiyor. Ancak son durak iki yöne ayrılıyor, kaçırmayın sakın. Gardan çıkıp caddenin karşısındaki turizm ofisinden bilet ve haritanızı alabilirsiniz. Versay Sarayı gezisini öğleden sonraya bırakmayın, giriş sırası çok uzundu. Louvre’de olduğu gibi bilinmeyen bir giriş bulamadık maalesef. Çok erken gidenler daha az beklemişler, kalabalık gruplar için ayrıca rezervasyon seçeneği bulunuyor. Versay Sarayı’nın bahçelerini görmeden gelmeyin. Dev büyüklükte bahçenin orta aksı belirleyen kanal güzel ve etkileyici bir manzara yaratıyor. Ağaçlar ve heykellerle çevrelenmiş yollardan korulara geçiş sağlanıyor. Her korunun içinde ya değişik bir peyzaj çalışması ya da heykellerle süslü orta alanlar var. Ne olacak bahçe alt tarafı demeyin sakın! http://en.chateauversailles.fr/gardens-and-park-of-the-chateau- sitesindeki slayt gösterisini izleyince hak vereceksiniz.

 

Paris’e gidenlerin görmeye zaman bulamadığı yerlerden birisi de Le Defence  (yeni Paris) bölgesi. Paris’in tarihi dokusundan bağımsız olarak inşa edilmiş gökdelenler ile kaplı. Tarihi binalar ile modern yapılaşma arasındaki fark o kadar belirgin ki! Şanzelize’nin başındaki Zafer Takı yanındaki Charles de Gaulle – Étoile metro istasyonundan 1 numaralı metro ya da RER A ile La Defence ‘e ulaşmak mümkün. Metrodan çıkar çıkmaz Grande Arche karşılıyor sizi.

 

Kısa yolculuklarda zaman çok çabuk tükeniyor. Yolculuk öncesi biraz araştırma yaparak yorulmadan gezebilirsiniz. İnternette, sadece Paris için yazılmış, ayrıntılı anlatımlar bulabilirsiniz. Bir liste yapıp, haritadan bölgelere göre gruplamak en iyisi. Ulaşım çok pratik, oteller görülmesi gereken yerlerin işaretlendiği hatta hangi metroda inileceğini gösteren şehir haritalarını veriyor zaten. Eyfel Kulesi, Sein Nehri, Champ-Elysee, Sacre Couer Bazilikası, Ressamlar Tepesi, Lüxemburg Bahçesi, Notre Dame Katedrali, Saint-Germen Meydanı, Saint Honore Caddesi, Madeleine kilisesi, Le Defence, Concorde Meydanı ve Dikilitaş, Louvre Müzesi, Versay Sarayı, Disneyland, fen Bilimleri Müzesi, La Fayette, Printemps, Opera, Zafer Tak’ları aklıma ilk gelenler.

 

Paris defalarca gidilecek kadar güzel bir şehir. Halkın, geçmişi koruma bilincine, sanata olan saygısına ve medeni yaşam koşullarına hayran kalmamak mümkün değil. Anıt niteliğindeki her yapının önünde dev parklar var. Kimse oralara alışveriş merkezi ya da plaza dikmeyi düşünmüyor. Cadde boyu sanat eseri gibi duran binaların orijinal halleri ile yıllarca ayakta kalması, toplumsal bilincin düzeyini hemen kanıtlıyor size… Eski ve alçak katlı olanı yıkıp da ranta dönüştürecek beton yığınlarını yerine koyan çağdışı uygulamalara ya da aykırı bir kent mobilyasına hiç rastlamadım… Mimar olarak şehrin dokusuna ve yapılara duyulan saygıyı görüp, Ankara ile kıyaslayınca içim ezilerek gezdim.  Balkonlarda, pencerelerde sadece çiçekler var. Ne çanak anten, ne balkon kapaması, ne birbirinden farklı doğramalar ne de tuhaf ve sahte yapı süslerini görmek mümkün değil. Binaların projedeki halleri ile birebir aynı oldukları net olarak görülüyor. İşçilik kalitesinin de etkisi ile yapılar, projenin orijinal boyutundaki maketi gibi. Yazdıklarımı özenti olarak algılamayın sakın, geri kalmışlığımızın boyutunu görünce sitem ediyorum sadece. Kent planlaması ve mimarlık orada ne kadar değerli, bunu ülkemizde görebilmek ise sadece bir hayal!