11 Şubat 2014 Salı

İLETİŞİM VE BAĞIMLILIK



İLETİŞİM


Teknoloji hızla ilerler iken kitleleri de kendine bağımlı yaptı. Günün her saatinde telefon ve tabletlerimiz, temel organ olarak yanı başımızda, bir parçamız artık. İkili görüşmelerde bile bir el yemek yiyor  diğeri bir şeyler yazıyor, sinemada  bir göz filmde diğer göz telefonda. Konserde, konferansta, yolculukta, iş yerinde hatta ders saatinde bile herkes online durumda. Bu işte bir tuhaflık yok mu?  

Yakın zamanda katıldığınız cenaze, konser, yemek daveti, toplantı, sempozyum ve benzer etkinlikleri düşünün. Size veya çevrenizdekilere gelen telefondan kaç tanesi  acil kodluydu acaba! Değil kapatmak, sessize alma nezaketi bile ağır kaçan bir diyet gibi algılanıyor. Kim kapıda kaldı, erken doğum mu başladı, arabanıza mı çarpmışlar, okul servisi kaza mı yapmış, kim ölmüş, uçak mı düşmüş? Uçak deyince zaten bir başka kriz anı olarak değerlendiriyorum. Konuşur pozisyona geçebilmek için sadece 5 dakika beklemek bile çok geç kabul ediliyor, daha inişe geçmeden telefonlar açılmış ve ele alınmış oluyor. Stratejik bir savaşın kahramanları başrolde, asrın operasyonunu başlatacaklar sanabilirsiniz!


Ayrıca, yeni kaygılarımız, dertlerimiz de oldu.

Şarjım bitti. Eyvah !

İnternet yok. Üç gün ekranlar kararacakmış. Nasıl yani !!!!! Acil  durum alarmı! (Teknolojik afet mi var!)

Acaba ben de dinleniyor muyum?

Telefon bozuldu/kayboldu. Bir kaç gün telefonsuz ne yaparım ben! (Yoğun bakım ünitesinde kalmak daha kolay sanki)

Facebook ve twittere erişim yok!  Ne olacak peki, kim ne fotoğraf koymuş göremezsek, ünlüler ne söylemiş duyamazsak evin kirasını kim öder, yemeği kim pişirir, dersleri kim yapar.. (İmdattt!)

Abartmıyorum, inanılmaz bir bağımlılık var. Birebir tanık olduğum örnekler var ki  tam kara mizah gibi. Peki, iletişim geçmişte nasıldı; isterseniz birlikte anımsayalım.

Baba, yolculukta olsa bile halde eşinin doğumundan, evdeki olağan dışı olaylardan haber alırdı, yetişirdi bir şekilde. Kimse kardeşinin, arkadaşının nikahına geç kalmazdı, asla unutmazdı. Çocuklar okuldan çıkıp eve gelme süresi içinde  kaybolmuyordu. Herkes işine, okuluna zamanında gidiyordu, Sevgilisi ile iletişim kuramayan  var mıydı? (belki  yaratıcılık daha fazlaydı) Yolculuk bitiminde  kimse terminalde, havaalanında mahsur kalmıyordu. İnsanlar sözleşip bir yere gidecekleri zaman oldukça özenli davranıp, karşıdakini bekletmemeye çalışıyordu. Her şey yine zamanında gerçekleşiyordu ve daha tadındaydı. İlişkilerimizin gizemi, niteliği vardı, teşhirciliğe gerek duymuyorduk.Sahte ya da kopyalanmış replikleri değil kendimiz paylaşıyorduk.

Türkçe konuşup yazışıyorduk, sesli harfler katliama uğramamıştı. Dahası teknolojik yalanlar da yoktu. (Sessizdeydi görmemişim), ( şarjım bitmişti o yüzden kapalıydı),(yeni bir telefon aldım, rehberim silindi, numaranı ondan tanıyamadım) , (ses iyi gelmiyor, ben seni sonra arayayım) ………falan filan. Bir de iş  zamanı çalışıyormuş gibi yapıp, ekranın köşesinde yanıp sönen sinyalleri, cep telefonunun ekranını sürekli  takip edenler var. İşvereni mi kandırıyor, kendini mi bilmiyorlar? (İş saatinde  magazin haberlerini okuyup, sosyal medyada gezinmenin adını yazmayayım hemen küsenler olur.)Bir zamanlar işyerini arayan arkadaşlara, akrabalara  “sen kapat ben seni arayayım” demek modası vardı. Telefon faturasını, resmi kurum ise devlet, özel sektör ise işveren ödüyordu nasılsa, harcamak da serbest olmalı  mantığı hakimdi. (onlara bedava sanki) İzinsiz kullanım, çalışma saatlerinde sosyal medyada gezinmeye döndü maalesef.

Haksızlık etmeyelim. Cep telefonunun ve internete her an erişebilmenin hayat kurtardığı ya da bir felaketi önlediği örnekler de var. Zaman kazanmak,bir sorunu anında çözebilmek, bilgilere çabuk erişebilmek gibi  kazanımları görmezden gelemeyiz.  Acil bir duruma anında el atılmasının sağlandığı durumlarda iyi ki telefon yanımdaymış diye ben de çok kez söyledim. Ya da duyguları sıcakken aktarabilmek, kalp çarpıntısını hafifletmek gibi güzellikleri de unutmayalım.Büyük bir lüks ama hoyrat kullanıldığında karşıdakini taciz ediyor. İkili emeklerde, çalan telefonlara, gelen mesajlara verilen yanıtlar ile biten yemek sürelerinde taraflardan birisi kırgın oluyor. Aile yemeği ya da etkinliğinde telefonlar bir süre pasif olsa ne kadar çok şeyin kaçtığını fark edeceğiz. Telefonun diğer ucundaki ile yoğun iletişim ve etkileşim halinde iken yanımızdakileri ne kadar rahatsız ettiğimizin farkında olamıyoruz. Hele toplantılarda, sanki çok acil bir yazı, bilgi arar gibi tablet üzerinde gezinen parmaklara ne demeli! O anda okunan sayfa ya da notlar perdeye yansıtılsa kaç kişi toplantıyı özür dileyerek terk eder kimbilir. (gözlemlediğim için rahatça iddia edebiliyorum)

Her konuda olduğu gibi, sonuna kadar tükettikten sonra ayar yapmayı öğrenecek büyük bir kitle var. İstediğin kadar söyle, uyar fark etmiyor, bilinçli kullanım, belli bir doygunluğa, olgunluğa erişildikten sonra gelecek herhalde!