11 Ocak 2014 Cumartesi

YAZILAR YAZANI MI ANLATIR SADECE!

YAZILARIN " TEMA"SI

Blog sayfamı birkaç arkadaşımın ısrarı ile açtım. Sürekli, aramızdaki kişisel yazışmalar ya da sohbetlerdeki anlatımlarını niye yayınlamıyorsun diyorlardı. Ben de bu fikri benimsedim ve ara sıra yazmaya başladım.   Yaşama ya da tanık olduğum olaylara ait görüşlerimi yazıyorum, (ailemi,özel yaşamımı referans göstermemeye çok dikkat ederek )  kendi çapımızda bir şeyler paylaşıyoruz. Yorumlar genellikle kişisel mailime geldiği için onları yayınlamıyorum, fazlaca okuyan olmuş.  İlgilenenler için iyi bir iletişim kanalı olduğunu düşünüyorum. Özele dayalı olmayan sosyal bir proje ya da paylaşım alanı oluştu diye  algılıyorum, riskleri olsa da eğlenceli bir iş aslında. Risk de,  sanki her yazdığım yazının bir mesaj ya da kendimden bir örnek gibi algılanması durumunun oluşmasıdır. Bu da okuyanın algı ağı veya  ne anlamak istediği ile  ilgili olduğundan yapacak bir şey yok sanırım.

Bu açıklamayı neden hissettim?  Güçlü kadınlar başlığı ile yazdığım yazı için eşimin tepkisini merak edenler oldu. Tabii ki orada kendimi/bizi anlatmadım, o da böyle algılayacaktır herhalde! (Çok konuda geleneksel erkek tiplemesini aştığı için şanslıyım. Ön yargı ile okuduğunu sanmıyorum, üstüne bile almayacaktır) Bir konuyu incelerken, gözlemlere dayalı analizler yaparken niye insan illa ki kendini anlatsın. Ayrıca özel  yaşamı ulu orta paylaşmayı doğru bulmayanlardanım.
Yazımda, kişiliği güçlü, mücadelesi çetin olan kadınları anmıştım.   Elindeki parasal olanakları akıllıca kullanıp görevleri doğru kişilere delege ederek başarılı sanılan/anılan azınlıktan söz etmedim. Aynı şekilde acıların kadınları pozisyonunda bir görüntü vermeye çalışanlar da yok orada. Her insanın kendince dram sayılacak hikayesi var, kimi sorunlarla kimliğini koruyarak baş ediyor kimi de dağılıyor.  Evli veya bekar olsun,  dağılmayanlardan, zamanını, parasını denkleştirmeye çalışıp yaşama tutunan örneklerden etkileniyor insan.  Yaşam kaygısı, ekonomik sorunlar, aile birliğinin rutin görevleri derken yatağa kemikleri bile sızlayarak giren kadınları takdir ediyorum. Onlar, üzerlerinden tank geçse bile (şiddeti ağzıma dahi  almıyorum ki o başlı başına bir olay) zorluklara katlanırlar, dürüst ve ilkeli olmaktan vazgeçmezler. Yazdığım satırları okurken içinde kendini bulanlar zaten ince mesajı yakalamışlar, çok güzel yanıtlar yazdılar.

Ailesinde güçlü kadınlar için şanslı olduğunu düşünen erkekler de var.  Gurur duyuyorlar ve yaşamı ıskalamıyorlar. Bir gün de yüreği geniş, güçlü erkekleri yazarım.

Yazarların işi ne zormuş gerçekten. (sıradan bir yazı benimkisi, milyonlar takip etmiyor, buna karşın açıklama zorunluluğu doğurdu. )  Yazının temasını, yazarın özel yaşamı ya da kendi ruhu halinden ayırt edebilerek yazmak incelikli bir iş olmalı. Kalemi kuvvetli aksiyon yazarlarının hepsi acaba gerçek yaşamda bir cinayet sahnesine tanık olmuş mudur ya da kendisi katil midir? Nefes kesen bir soygun hikayesinin senaristi sahiden profesyonel hırsız mı? İşkence ve şiddet sahnelerini yaşamadan/yaşatmadan bu kadar etkili nasıl anlatıyorlar acaba!  Ya da cinsel temalı romanların kahramanları acaba kendileri /eşleri midir? Bu kadar fantezi uydurulamaz mı?  (ön yargı için pes diyorum) 

Özetle, her yazının kahramanı onu yazan değil!